DUYDUM, ÖYLE DİYOLAR….

En son ki yazım “Türkiye’de Sanatçı Olmak mı?” diye, oldukça esprili eleştirel bir makaleydi. Türkiye’de ki sanatçıları halk nasıl görüyor ve değerlendiriyor, başımdan geçen anekdotlarla anlatmaya çalışmıştım. Birkaç dostum alınmış olacak ki, “Sanatçı sanatçıyı nasıl görüyor, onları da bir yazsan” dedi. Hay hay neden olmasın dedim. Yakın dostlarım bilir, bende öykü çoktur, hepsi de gerçektir ve yaşanmıştır…

2000 li yıllardaydı, Cinnah Caddesi üzerinde kendi adımı taşıyan bir sanat galerisi açmıştım. Rahmetli olan bir suluboya sanatçısı olan bir dostum sergi etkinliği için galeriye başvuru da bulundu. Çalışmaları küçük boyutlarda olduğu için duvarları dolduramayacağını ve yanına bir arkadaşını ayarlamak istediğini belirtti, sonuçta sergi için anlaştık. Gün geldi, serginin davetiyeleri basıldı, dağıtıldı, afişler asıldı ve etkinliğimizin tanıtımı yapıldı. Sergi oldukça kalabalık geçmişti. Her iki sanatçıdan da azımsanmayacak ölçüde ilk gün satış yapıldı. Serginin son günleri geldiğinde satışlar yine devam etti ama ilk günkü hızda olmadı. Arkadaşım, kendi satışlarını diğer sanatçı arkadaşımız ile kıyaslamaya tabı tuttu, pek mutlu olmadı. Eserleri kimlerin aldığını sorguladı ve birden bire şaşkınlık içerisinde !.

- Şu kişi resim mi aldı bundan? Ama nasıl olur bu benim konuğumdu, bunu ben çağırmıştım !.

- Olabilir, ondan beğenmiştir, onun resmini almıştır, ne var bunda..

 Bozulur gibi oldu, biraz durdu ve galeriden ayrıldı.. Birkaç gün sonra sergiyi bitirdik ve eserlerin teslim zamanı geldi. Bir gün bir telefon, benim konuğum dediği kişi eseri almaktan vazgeçtiğini söyledi. Çok bozuldum, sergi boyunca eseri kırmızı nokta ile tut, “Ben bunu alıyorum” de sergi bitiminde de “Vazgeçtim, almıyorum” . Ben şimdi ne derim sanatçıya, etik bir davranış değil. Yapacak bir şey yok o saatten sonra. Sordum neden vazgeçtiğini, fiyat yüksek ise taksitlendirebileceğimi söyledim. Aldığım cevap korkunçtu.

- Onun boyaları dökülüyormuş.

Ne demek yani boyaları dökülüyormuş, öyle şey olur mu, hiç boya dökülür mü? Yılların sanatçısı adi, dökülen boya kullanır mı?

- Sana bu sanatçının eserlerindeki boyaların döküldüğünü kim söyledi?

- Öyle diyolar..! (Diyorlar)

- Kim diyor, kim öyle der, nereden duydun?

 Olay anlaşıldı ki, söyleyen, serginin diğer ortağı, yani beraber sergi açtıkları sanatçı kişi. Benim çağırdığım arkadaşım benim resmim dururken, nasıl olur da diğer sanatçıdan resim alır. Olay büyüdü ve tatsızlaştı. Günler sonra bir araya geldik ve sordum,

- Nereden biliyorsun bu boyaların döküldüğünü, kim söyledi sana?

- Ben bilmiyorum, öyle diyolar, duydum.

 Hazımsızlık mı, kıskançlık mı, fesatlık mı dersiniz? Nasıl adlandırırsanız artık, yaşandı ama bitmedi, hala devam ediyor. “Öyle diyolar” kelimesinde nasıl bir sihir, masumiyet, savunma mekanizması var ki, modası geçmeyen, hala kullanılan bir cümle oldu. Kirlenmişliği anlatan atasözlerimiz var, “Çamur at izi kalır, meyve veren ağaç taşlanır” gibi,. Asılsız, gerçek dışı, etik olmayan birçok kelimeyi nefes almadan soluksuz sırala, ardından da “Öyle diyolar” de, sütten çıkmış ak kaşık gibi sıyrıl işin içerisinden, çekil kenara..

 Yara alan, karalanan o sanatçı arkadaşım değil aslında, resim sanatımız, sanatçılarımız, galericilerimiz, koleksiyoncularımız, çerçevecilerimiz, malzemecilerimiz. Geldiğimiz zaman diliminde sanatçılar eser satmakta zorlanıyor, birçok sanat galerisi yaşamını idame ettiremiyor, kapanıyorsa bunun sorumlusu da biraz biz sanatçı kesiminde.. Nereden biliyorsun? diye sorarsanız..

- DUYDUM, ÖYLE DİYOLAR..

 Sevgiyle kalın…

HİKMET ÇETİNKAYA

 2013 AĞUSTOS / ANKARA